|
BESLENME ve EKMEK
Başlangıçta da belirttiğimiz gibi ekmek,
insan gıdalarının başında gelmektedir. İçeriği, şekil ve
tekniği değişikliğe uğrasa da, bugün dünyanın her yerinde
bilinmekte, üretilmekte ve tüketilmektedir. Hemen hemen tüm
insanlığın ortak yiyecek türüdür.

Ucuza malolması nedeniyle tüm dünyada
dargelirliler tarafından daha fazla önem verilmekte ve daha
fazla tüketilmektedir. Ancak, günümüzde ekmeğin de belli
standartlarda üretilmesi ve belli kurallara uygun olarak
tüketilmesi gerektiği, ilgili çevrelerce belirtilmektedir.
İnsanoğlu bilim ve teknik sayesinde fazla yorulmaktan
kurtulmuş ve vücudunun ihtiyaç duyduğu gıdalar açısından
yeni bir düzenlemeye gerek duymuştur.
Günlük, kişi başına tüketilen ekmek miktarı
150 ila 700 gr arasında değişmektedir. Araştırma verilerine
göre kişi başına ortalama günlük 350 gr ekmek
tüketilmektedir. 1984 araştırmasında ise ortalama kişi
başına 345 gr ekmek tüketildiği tesbit edilmiştir.
Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerde ekmek tüketimi,
sosyo-ekonomik durumu iyi olan ailelerden daha yüksektir.
Orta düzeyde bedenen çalışan bir erkek, günde ortalama 450
gr, ağır bedenen çalışan inşaat işçileri günde ortalama 760
gr ekmek tüketmektedir.
Bütün bunların yanında, kültür ve eğitim farklılıkları da
ekmek tüketimini doğrudan etkilemekte ve farklılıklar
oluşturmaktadır. Ancak genel olarak tesbit etmek gerekirse
ülkemizde kişi başına günde yaklaşık olarak 400 - 450 gr
ekmek tüketilmektedir. Yani, ülke genelinde kişi başına
tüketilen enerji miktarının (2291 k.cal) yaklaşık %45'i,
protein miktârının da (68 gr.) %47'si ekmekten
sağlanmaktadır.
Tam buğday unundan yapılan ekmeğin vitamin ve minarel
içeriği, beyaz undan yapılan ekmeğe göre daha yüksektir.
Aynı zamanda posası da daha fazladır. Bunun yanında kepekli
ve çavdar ekmeğinin enerji değeri beyaz ekmekten daha
düşüktür. Bilindiği gibi, ekmek proteininde lysine amino
asiti sınırlı oranda bulunmaktadır.
Unutulmamalıdır ki ekmek, tek başına, yeterince enerji
ihtiyacını pratik olarak karşılayamaz. Ekmekte bulunmayan A
ve C vitaminlerinin temin edileceği katıklar yardımıyla
yeteri kadar protein+enerji alınabilir. Son yıllarda yapılan
araştırmalar, bitkilerin destek dokusunu oluşturan posanın
insan sağlığı için büyük önem taşıdığım göstermiştir.
Esas yapısı selüloz, hemiselüloz, lignin gibi
polisakaritlerden oluşan posa, sindirim devresinde enzimler
tarafından sindirilemez ve bağırsaklarda belirli hacim
oluşturarak hareketi sağlarlar. Böylece, besinlerden ve
vücudun kendi salgılarından oluşan artık maddeler, zararlı
maddelere dönüşmeden vücuttan atılır. Nitekim posası yüksek
gıdalarla beslenen toplumlarda kalın bağırsak hastalıklarına
raslanmazken, posası düşük diyetlerle beslenen bazı
toplumlarda önemli sağlık problemleri görülmektedir. Posanın
en iyi kaynağı, tahılların kabuk kısımları ile kuru
baklagillerdir. Bu sebeple, kepekli ekmeğin gereken miktarda
yenilmesi tavsiye edilmektedir.
Posa değeri yüksek kepekli ekmek ve kuru baklagillerin,
yetişkinlerdeki şeker hastalığının denetiminde de fayda
sağladığı tesbit edilmiştir. Günümüzde şeker hastalarının
diyetinde kepekli ekmeğin istenilen miktarda yenilmesine
müsaade edilmektedir.
Özellikle buğday kepeği posasının, kan lipitlerinin
yükselmesini de önlediği bilinmektedir. Kan lipitlerinin
yüksekliği, koroner kalp hastaları için önemli bir risk
faktörüdür. Bunlardan dolayı kepekli ekmekle beslenmeleri
önemle tavsiye edilmektedir. Ayrıca kepekli ekmeğin enerji
değeri düşüktür. İnsana doygunluk hissi verir. Kilo almak
istemeyenlerin, beyaz ekmek yerine kepekli veya çavdar
ekmeği yemesi önerilir. Kepekli ekmek ayrıca peklikten
yakınanlar için de uygun bir besindir. Kepekli ekmeğin bu
kadar yararlı yönüne rağmen fazla tüketilmesinin bazı
sakıncalı tarafları da vardır.
Kepek, vücut için gerekli çinko, demir, kalsiyum gibi
mineralleri bağlıyarak bio yararlılıklarını azaltır. Ancak
yapılan çalışmalarla mayalanma döneminde kepek içindeki
fıtatlar parçalanarak bu bağlayıcı etkinin azaltılmasının
mümkün olduğu gözlenmiştir. Yapılan araştırmalar, nişastanın
kandaki kolestrol düzeyini yükseltmediğini, kalori
gereksiminin %80'ini ekmekten karşılayan kimselerde koroner
kalp rahatsızlığı ve damar sertliğinin hiç görülmediğini
göstermiştir.
Günümüzde en yaygın rahatsızlıklardan biri de hiç şüphesiz
diş çürümesidir. Diş çürümesi, hassas bünye, bakteriler ve
beslenme üçlüsünün etkisinde gelişir. Farklılık kalıtıma
bağlı olabildiği gibi, diş gelişimi sırasındaki beslenmenin
de büyük etkisi bulunmaktadır. Ağız boşluğundaki
karbonhidratlar diş çürümesine neden olurlar. Bu
karbonhidratların fermente olmaları yanında, özellikleri ve
bileşimleri de önemlidir. Mesela, ağızda kalıntı bırakan,
yapışkan karbonhidratlar sıvı olanlardan daha fazla organik
asit üretirler.
Tükrükteki bakterilerin nişastalı ortamda, şekerli
ortama göre daha fazla organik asit ürettikleri
bilinmektedir. Önceleri bu bilgilere dayanarak, tahıl
nişastasının şekerden daha fazla diş çürümesine neden olduğu
sanılıyordu. Fakat yapılan araştırmalar, beyaz ve esmer
ekmeğin diş çürümelerine neden olmadığını ortaya
çıkarmıştır.
Aksine, esmer ekmekte fıtatin cariostatic (diş
çürümesini önleme etkisi)olduğu tahmin edilmektedir. Bu
konuda yapılan bir araştırmada yüksek glutenli, iştah açıcı
taze ekmeğin, bayat ve düşük glutenli ekmekten daha az diş
çürümesi yaptığı iddia edilmiştir.
Ekmeğin az bilinen özelliklerinden biri de, ekmek
kabuğunun insanın mental ve fıziksel performansına olan
etkisidir. Okul çocukları ve fabrika işçileri üzerinde
yapılan bir araştırmada ekmek ve meyva ile beslenen
işçilerin, günün ilerleyen saatlerinde performans üzerine
olan etkisinin, iç kısmından daha yüksek olduğu ve kandaki
şeker düzeyini daha uzun süreli devam ettirdiği
anlaşılmıştır. Bundan dolayı kabuğu bol ekmekler hem
fıziksel hem de zihinsel efor sarf edenlere tavsiye
edilmektedir.
|